Meslek Eğitimi

Meslek Eğitimi

9 Şubat 2020 0 Yazar: Lider Atlası

Eğitim sorunları ile işsizlik sorunlarının bir arada tartışıldığına uzun süredir tanıklık etmekteyiz. Bu doğrultuda Eğitimli işsiz, diplomalı işsiz, atanamayan öğretmen gibi ifadeler kullanılarak üniversite mezunlarının iş bulamadığına dikkat çekilmektedir. Hürriyet gazetesinden Nuray Babacan‘ın aktardağı kadarıyla Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk‘un “Herkes üniversiteye gitmek zorunda değil” şeklindeki ifadesi ile konunun yeniden gündeme gelmesi nedeniyle uzun süredir meslek eğitimi konusundaki düşüncelerimizi paylaşmanın en iyi zamanı olabilir.

Türkiye’de eğitim alanında pek çok açıdan önemli sorunların bulunduğu herkesin kabul ettiği bir gerçektir. Nitelikli eğitimciler, derslikler ve gerekli diğer kaynakların oldukça elverişli ve yeter düzeyde olması maalesef bu sorunların aşılmasında yeterli olamamaktadır. Genel anlamda sorunların kaynağının eğitimin planlanması ile ilgili olduğunu akla getirmektedir.

Bu yazıyla eğitimin kronikleşmiş sorunları ve çözüm önerilerini tartışmaya açmak yerine gençlerin geleceğe daha iyi hazırlanmalarına yönelik bir öneride bulunulacaktır.

Önerinin en basit ifadesi lise seviyesindeki tüm kurumların meslek lisesine dönüştürülmesidir. Fen liselerinin ve Anadolu liselerinin temel fonksiyonu üniversite sınavlarında başarı sağlayacak öğrenciler yetiştirmektir. Bu öğrencilerin büyük bir kısmının beyaz yakalı denilen yönetici veya karar verme kademesinde görev alacağı ön görülür ancak bu durum hayatın gerçekleri ile çelişmektedir. Bakan Selçuk’un işaret ettiği konu da her öğrencinin beyaz yakalı olmak üzere yetiştirilmeye çalışılmasıdır.

Fen liselerinin neredeyse tüm mezunları üniversiteye yerleşebilmektedir. Bu başarı düzeyinden hiç taviz vermeden fen lisesi öğrencileri de dahil olmak üzere tüm lise öğrencilerinin uygun meslekleri öğrenmeleri sağlanmalıdır. Meslek eğitimleri kişiye akademik başarı kazandırmasa bile öğrencilerin iş hayatını daha yakından gözlemlemek, üretmenin hazzını yaşamak, yine üretmenin zorluğunu görmek, bir işi başından sonuna kadar sürdürebilmek gibi teoriyle öğrenilemeyecek ve oldukça değerli deneyimler edinmelerini sağlayacaktır.

Yönetici olacak kişilerin ustaların yapacağı işleri öğrenmesine ne gerek var? Bu soruya cevap olarak ileri sürülebilecek sayısız argüman bulunmakla birlikte esasında 15 yaşına gelmiş bir bireyin meslek eğitiminden bu kadar titizlikle uzak tutulmaya çalışılması anlaşılır gibi değildir. Ayrıca “Yönetim veya karar verme noktasında yer alacak kişilerin el becerisi ile yapılacak işleri öğrenmelerinde ne tür bir sakınca olabilir?” diye bir karşı soru sorulmalıdır.

Hiç bir koşulda usta olarak çalışmaları ve el işçiliği ile üretmeleri hiç gerekmeyecek olan Osmanlı Padişahları bu noktada güzel bir örnek teşkil etmektedir. Her bir padişahın belirli bir alanda uzmanlığı bulunmaktadır. Başka bir ifade ile padişah olmadan önce bir konuda usta olarak yetişmeleri sağlanmıştır. Örneğin Sultan II. Abdülhamid oldukça başarılı bir marangozdu. Kanuni Sultan Süleyman eşsiz eserlere imza atmış bir kuyumcuydu. II. Osman kendi atları için eyer yapabilen bir saraçtı. Bunun dışında hattat, sedef işlemecisi, silah imalatçısı gibi dönemin çeşitli mesleklerinin padişahlar tarafından daha şehzadelikleri sırasında meslek edinildiğini söyleyebiliriz.

Belirli bir meslekte ustalık seviyesinde uzmanlaşmak motor becerilerini geliştirmekle kalmaz. Meslek eğitimi bireye iş yapma usulleri, kaynak araştırması, üretim teknolojileri, üretimin zevli ve zor yönleri gibi pek çok konuda derinlikli düşünme becerisi de kazandıracaktır. Şüphesiz ki bu beceriler işin planlanması, örgütlenmesi, kumanda edilmesi, denetlenmesi kısacası bir bütün olarak işin yönetilmesinde karar verme konumundaki kişiye paha biçilemez avantajlar sağlayacaktır.

Meslek eğitimi aynı zamanda gençlerin donanımını geliştirmesiyle geleceğe umutla ve güvenle bakmalarını da kolaylaştıracaktır. Günümüzdeki eğitim sisteminde pek çok gencin üniversite bitene kadar iş dünyası ile karşılaşması söz konusu olamamaktadır. Bir gencin hayatın gerçekleri ile 22-25 yaşlarında yüzleşmek zorunda kalması ve bu zamana kadar da lisans diploması edinmekten başka bir hazırlığının bulunmaması toplumsal düzeyde dert edinilmesi gereken bir konudur. Bitirdiği bölümden devlet kadrolarına atanacak kontenjana girememesi, özel sektörde de istediği şartların kendisine sunulmaması nedeniyle yapmayı hiç düşünmediği hatta belki de hiç istemediği polislik, bekçilik, uzman çavuşluk gibi kadrolara sırf para kazanmak düşüncesiyle giren binlerce genç bulunmakta. Gençlerin belirli bir mesleği öğrenmek için yaşlarının geçmiş olduğuna dair inançları da bu şekilde iş sahibi olmaya yönelmelerinde etkili olabilir.

Eğer bir üniversite öğrencisi, öğrenciliği sırasında kendi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla işe girmiş ise bu öğrencinin kullandığı cümleler, sahip olduğu öz-güven ve edindiğini deneyim ile diğer arkadaşlarından ne kadar farklılaştığını gözlemleyebilirsiniz.

Sonuç olarak sayısız faydasından ötürü gençlerin lise eğitimi sırasında en az bir ve mümkünse birden çok meslek edinmelerini sağlayacak bir eğitim sistemi dizayn edilmelidir. Bu yapılırken de günün ekonomik, sosyolojik ve teknolojik koşulları göz önünde bulundurulmalı ve çağdaş mesleklerin öğretilmesi amaçlanmalıdır. Ayrıca liselerdeki meslek eğitimleri ile üniversite bünyelerindeki meslek yüksekokullarının bölüm ve müfredatlarının bir bütünlük içerisinde yeniden planlanması da gerekmektedir.