Duygusal Zeka

Duygusal Zeka

11 Kasım 2019 0 Yazar: Lider Atlası

Günümüzde pek çok insan duygular konusunda kafa karışıklığı yaşamaktadır. Bunun temel sebebi duyguların yeterince tanınmıyor olmasındandır. İnsana özgü bir durum olan duygunun yine insan tarafından tanınmaması nasıl olabilir? Bu garip gelebilir ancak biraz düşündüğümüzde duygularımızı tanımanın aslında kolay olmadığını, bunun için bir şeyler yapmak gerektiğini görebiliriz.

Öncelikle sıklıkla tekrarlanan bir ön yargıdan başlayalım: Yapacak olduğumuz işte duygusal davranmak zararlı mıdır? Çevremizdeki kişilerden “o, işine duygularını karıştırmayacak kadar profesyonel biridir”, “işine duygularını katmamalısın”, “duygular insanı aldatır” gibi sözler işitiriz. Duyguların yapılacak işte zaafa neden olacağına yaygın bir inanç vardır. Peki ya duygularımızın zaaf bir kenara bize önemli avantajlar sağlayabileceğini iddia edersek…

Evet günümüzde çoğu insan duygulardan farklı biçimlerde yararlanmayı öğrenmiş durumdadır. Bu kişilerin kendi duygularını daha iyi tanımlayabildiğini söyleyebiliriz. İnsanın kendi duygusunu tanımlamasının nasıl bir yetenek olacağını şu örnekle açıklayalım: Bazen yaşadığımız olumsuz bir olay karşısında hissettiğimiz şeyin üzüntü mü korku mu yoksa kızgınlık mı olduğumuzu ayırt edemeyiz. Yine olumlu bir olay karşısında ayaklarımızı yerden kesen duygunun mutluluk mu heyecan mı yoksa şaşkınlık mı olduğunu da bilmemiz zor olabilir. Belki de bugüne kadar hiç düşünmediğimiz bu durum aslında duygularımız üzerinde daha farklı düşünmemiz gerektiğini göstermektedir. Duygularımızın ayrımını doğru yapabilirsek vereceğimiz kararların da daha isabetli olacağını söyleyebiliriz. Duygusal zeka konusunda önemli çalışmaları olan Daniel Goleman, mantılı olmak için duyguların gerekli olduğunu, aklın duygusal zeka olmaksızın tam olarak verimli çalışamayacağını söylemektedir.

Duygularının ayrımını doğru biçimde yapabilen bir kişi özellikle olumsuz durumlar karşısında kendisini daha kolay harekete geçirebilir. Başka bir ifade ile bu olumsuz durum karşısında bir çözüme yönelmek duyguların rehberliğinde daha kolay olabilir. Basit bir örnek vermek gerekirse kötü bir haber aldığımızda hissettiğimiz üzüntünün etkisiyle kendimizden geçmek yerine öncelikle duygu durumumuzu çözüme odaklanacak biçimde değiştirmemiz gerektiğini düşünmeliyiz. Mesela bir müddet bulunduğumuz ortamı değiştirip temiz hava almak, mümkünse vücudumuzu biraz egzersizle hareket ettirmek hem bedensel hem de zihinsel açıdan rahatlamamızı sağlayabilir. Başka bir örnek vermek gerekirse aldığımız güzel bir haberin etkisindeyken vereceğimiz kararların bizi çok kısa sürede pişman edebileceği ihtimalini aklımızda tutmalıyız. Bu durumu açıklayan “mutlu iken söz, öfkeliyken karar verme” şeklinde yaygın bir deyiş de bulunmaktadır. Öfke, üzüntü, mutluluk, pişmanlık gibi daha bir çok duygu durumu tamamen insana özgü şeyler. Bunları hissediyor olmak bizi diğerlerinden daha eksik yapmaz elbette. Önemli olan bu hislerin etkisi altında olduğumuz durumları anlayabilmek ve muhtemel olumsuz etkileri lehimize çevirebilmektir.

Deneyimlerimiz bize bazı insanların diğer insanları anlama konusunda daha başarılı olduklarını göstermektedir. Bunun pek çok açıklaması olabilir: Daha iyi iletişim yeteneği, sosyal ilişkilerde aktiflik, sohbetler esnasında kullanılan hazır cevaplar, herkesin ilgi duyduğu konularda bilgi sahibi olma gibi. Ancak sosyal ilişkilerdeki bu başarının esas nedeninin duygusal zeka olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz. Başkalarının duygularını doğru biçimde tanımlayabilen kişiler karşısındakileri daha kolay anlayabilirler. Bazı kaynaklarda “Empati” olarak da ifade edilebilen bu durum kişinin çevresindekilerle kuracağı ilişkilerin hem daha kolay hem de daha sağlam olmasını sağlayabilir. Başka bir ifade ile duygusal zekası gelişmiş olan kişiler çevresindeki insanları daha kolay anlarlar ve onlarda daha güçlü ilişkiler geliştirebilirler. Sosyal ilişkilerin karmaşıklaştığı ve çeşitlendiği günümüzde bunun ne kadar önemli bir özellik olduğu görülebilir.

Son olarak başkalarının duygularını düzenleyebilmek… İşte üzerinde daha çok durmayı gerektiren konu. Duygusal zeka yetisi gelişmiş olan kişiler başkalarının duygularını düzenlemede daha çok başarı gösterebilirler. Önemli bir olay karşısında derin bir üzüntü içerisinde olan kişinin teskin edilmesi, aşırı düzeyde öfkelenen birinin sakinleştirilmesi, kaza, doğal afet gibi bir olay karşısında panik halinin yatıştırılması gibi konularda duygusal zekası gelişmiş kişilerin daha başarılı olacaklarını söyleyebiliriz. Tam da bu noktada duygusal zeka tekniklerini kullanarak insanların duygularını manipüle edebilen art niyetli kişilerin olabileceğini de söylemek gerekir. Telefon dolandırıcılarının insanları korkutarak kendilerine para göndermelerini sağlamaları, satış görevlilerinin müşteriye farklı duygular hissettirecek sözler söylemesi ile müşterinin aslında ihtiyacı olmayan bir ürünü almak zorunda hissetmesi gibi.

Bu açıklamalardan sonra duygusal zekanın, hem kendi duygularımızı hem de çevremizdeki kişilerin duygularını doğru bir biçimde tanımlama; ayrıca bu duyguları düzenleme konusundaki yetkinliği sağladığını söyleyebiliriz. Duygusal zekası gelişmiş kişiler sosyal ilişkiler kurma konusunda diğer insanlardan çok daha başarılıdır. Bu sebeple günümüzde pek çok işletme çalışanların duygusal zeka eğitimlerine katılmalarını sağlamakta ve bu sayede sosyal anlamda önemli kazanımlar elde etmektedir.

Duygusal zeka eğitimi ile duyguları tanıma ve düzenleme konusundaki becerilerimizi geliştirebiliriz. Ayrıca yaşadığımız olaylar karşısında edindiğimiz deneyimlerimiz de duygusal yetkinliğimizi artırabilmektedir. Dolayısıyla duygusal zekanın yaş sınırlaması olmaksızın geliştirilebileceğini söyleyebiliriz.