Örgütsel Davranış’ın Tarihçesi

Kesin bir tarih bildirilememekle birlikte Örgütsel Davranış disiplininin  1960’lı yıllarda inceleme konusu yapılmaya başlandığı ifade edilebilir. Örgütsel Davranış’ın ortaya çıkışında ekonomik, sosyal ve bilimsel gelişmeler önemli rol oynamaktadır. Geniş ölçekli şirketlerin ortaya çıkışı ve uluslararası düzeyde yaygınlaşmaları, örgütsel yapılarda gözlemlenen çeşitlilik, ülke ekonomileri ve kalkınma üzerinde örgütlerin ne kadar etkili olabildiklerinin daha çok farkına varılması, şirketlerin yönetiminde karşılaşılan sorunlara klasik yaklaşımlarla ön görülen çözümlerin yetersiz kalması gibi pek çok gelişme örgütlerin yeni bir perspektifle ele alınmasını gerektirmiş ve örgütsel davranışın doğuşu için zemin hazırlamıştır.

XIX. Yüzyıl sonlarına gelinirken sanayileşme hız kazanmış ve bununla birlikte bir taraftan makinelerden elde edilen verim artırılmaya çalışılırken diğer taraftan da  işgücünün veriminin nasıl artırılabileceği üzerinde çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Yönetim ve örgüt araştırmalarına öncülük eden bu çalışmalar milat olarak kabul edilebilir. Örgütsel Davranış alanının gelişim süreci Klasik Yönetim Düşüncesi, Neoklasik Yönetim Yaklaşımı, Modern Yönetim Yaklaşımı ve Çağdaş Yönetim Yaklaşımları şeklinde dönemler halinde incelenmektedir.

Klasik Yönetim Düşüncesi

Yönetim alanının bilimsel temeli olarak kabul edilen Klasik Yönetim Yaklaşımı, yönetimin farklı yönlerini inceleyen ve farklı sorunlara çözüm öneren yaklaşımları temsil eden bir kavramdır. Bu dönemin en belirgin özelliği olarak sosyal bilimlerin, doğa bilimlerinden etkilenerek her koşulda geçerli olabilecek ilke ve yöntemlerin belirlenebileceği şeklinde bir yaklaşımın benimsenmiş olmasıydı. Klasik Yönetimin önde gelen temsilcileri bu yaklaşımla hareket etmiş ve açıklamalarını yaparken doğa kanunları gibi kesin ilkeler belirlemeye çalışmışlardır. Klasik Yönetim anlayışı içerisinde ele alınan yaklaşımlar Bilimsel Yönetim Yaklaşımı, Yönetim Süreci Yaklaşımı ve Bürokrasi Yaklaşımı’dır.

Bilimsel Yönetim Yaklaşımı (Scientific Management)

Frederick W. Taylor

Frederick Winslow Taylor (1856-1915), Bilimsel Yönetim Yaklaşımı’nın kurucusudur. Yönetimin Babası olarak da alınan Taylor, ustabaşı olarak çalıştığı bir çelik imalathanesinde çeşitli gözlemlerde bulundu. Gözlemlerine göre işçiler beklenenden çok daha yavaş çalışıyorlardı. Bununla birlikte imalathanede gerçekleştirilen her bir işi analiz edip bu işler için en etkin çalışma biçimini belirlemeye çalıştı. Gözlemlerini ve incelemelerini Bilimsel Yönetimin İlkeleri (The Principles of Scientific Management) isimli eserinde topladı. Geleneksel yönetim anlayışını sorgulamakla kalmamış terk edilmesi gerektiğini savunmuştur. Bunun yerine de Bilimsel Yönetimin uygulanması gerektiğini savunan Taylor ücretlendirme, uzmanlaşma, personel seçimi, standart yöntemlerin geliştirilmesi  gibi konularda bilimsel usüllerin belirlenebileceğini savunmaktadır.

Yönetim Süreci Yaklaşımı (Management Process)

Henry Fayol

Bir mühendis olan Henry Fayol (1841-1925), babasının Galata köprüsü inşasında görevli olduğu sırada İstanbul’da dünyaya geldi. 1916 yılında yayınladığı Administración Industrial Y General isimli kitabında yönetim sürecini ve temel ilkelerini açıklamıştır. Fayol işletmelerde gerçekleştirilen faaliyetleri sınıflandırararak bunları işletme fonksiyonları olarak tanımlamıştır. Fayol bu fonksiyonlar arasında saydığı yönetimi bir süreç olarak incelemiştir. Yönetimin farklı aşamalardan oluşan bir süreç olduğunu savunan Fayol bu aşamaları açıklamaya çalışmıştır. Fayol’a göre Yönetim Süreci’nde Planlama, Organize etme (örgütleme), Yürütme (Yöneltme), Eşgüdüm (Koordinasyon) ve Kontrol (Denetim) yer almaktadır. Yönetim Süreci Yaklaşımı’na göre yönetimin çeşitli ilkeler çerçevesinde ele alınmalıdır. Bu ilkeler;

  • İş bölümü (division of work),
  • Otorite (Authority),
  • Disiplin,
  • Kumanda birliği (Unity of Command),
  • Yönetim birliği (Unity of direction),
  • Genel amaçların kişisel amaçlara üstünlüğü,
  • Ücret (Remunaration),
  • Merkezileştirme (Centralization),
  • Kademeli yönetim (Scalar Chain),
  • Düzen (Order),
  • Adalet (Equity),
  • Personelin devamlılığı (Stability of Tenure of Personnel),
  • İnsiyatif (Initiative),
  • Takım ruhu (Esprit de corps),
  • Yönetim Süreci Yaklaşımı’na sadece gözlemlere dayandığı gerekçesi ile çeşitli eleştiriler yöneltilmektedir.

Bürokrasi Yaklaşımı (Bureaucracy)

Max Weber

Alman sosyolog Max Weber (1864-1920), geleneksel örgüt yapılarının endüstrileşen toplumlar için yeterli olamayacaklarını ileri sürerek Bürokrasi Yaklaşımını önermiştir. Bu yaklaşımda büyük örgütlerin diğer örgütlerden çeşitli özellikler itibariyle farklılaştıkları savunulmaktadır. Bürokrasi modeli bu özellikleri ve büyük örgütlerin yapılarını belirlemeye çalışmaktadır. Bu yaklaşımın esasında yönetimin şahsi etkilere karşı korunması amacına vurgu yapılmaktadır. Bu amaç doğrultusunda yönetim için çeşitli kuralların ve standartların belirlenmesi, her bir pozisyon için iş tanımlarının hazırlanması gibi yöntemlerin uygulanması gerektiği ileri sürülmektedir. Rasyonelliği temel ilke edinen Bürokrasi modeli aynı zamanda merkeziyetçi bir yapı öngörmektedir. Ayrıca iş bölümü ve uzmanlaşma, görevlerin uzman kişiler tarafından yerine getirilmesi de son derece önem taşımaktadır. Dosyalama ve detaylı kayıtların tutulması da Bürokrasi Modeli’nin savunduğu hususlardandır. Bürokrasi Modeli’nin kurusucu olan Weber, örgütler için en ideal ve en rasyonel modeli olduğunu iddia etmektedir. Peter M. Blau ve M. Crozer gibi isimler de Bürokrasi Modeli’nin gelişimine katkı sağlayan araştırmacılardandır.

Klasik Yönetim Yaklaşımı’na yöneltilen bir dizi eleştiri bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi yönetimde insan faktörünün öneminin göz ardı edilmesidir.  Üretkenliğin ve verimliliğin artırılmasına yoğunlaşılarak kural ve standartlar belirleme konusuna aşırı denebilecek şekilde öncelik verilmesi nedeniyle insan faktörünün öneminin ve mahiyetinin anlaşılması zaman almıştır.

Düşünceni paylaş!

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.